Kayıtlar

türkçe etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Türkçenin Evrimi

Yıl: 1965"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağımahükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonrakendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessümvardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ışerifleriniz hayrolsun' dedim.. "Yıl: 1975"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim,kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.. "Yıl: 1985"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûmveremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonrakendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessümvardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlıakşamlar' dedim.. "Yıl: 1995"Karşıma birde...

TÜRKÇE’NİN SEFALETİ

Resim
arkadaşlar dil konusunda ne kadar duyarlı olduğumu beni yakından tanıyanlar iyi bilirler. geçenlerde bu konuda bir yazı yazmıştım. aşağıda yine konunun üstadı tarafından yazılmış güzel bir yazı var. çok etkilendiğim ve zevkle okuduğum bir yazıdır. biraz uzun ama vaktiniz varsa buyurun okuyun.. Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilâsun TÜRKÇE’NİN SEFALETİ Dili kullanış, bir milletin millî hassasiyetini gösteren ölçülerden biridir. Fakat dil söz konusu olunca, memleketimizde bir millî hassasiyetten dem vurmak imkânsızdır. Bu alandaki sefaletimiz, sokaklarda, dâirelerde, evlerde boy boy teşhir edilmektedir. İstanbul caddelerini gezenler, Türkçe bakımından çok acıklı bir manzara ile karşılaşırlar. Yüz metrede bir dikilen dolmuş durakları, Türkçe'nin sefalet ilânlarıdır. Bu duraklardaki "Bekleme yapılmaz" ibâresi karşısında, hiçbir Türk'ün yüreğinin sızlamaması ayrı ve daha büyük bir fâciadır. "Bekleme yapmak, konuşma yapmak, gecikme yapmak" diye diye ...

turkche yi (artık böyle) kim kurtaracak.....

herkes bir şeyler söylüyor ama değişen bir şey yok. bir kulağımızdan girip diğerinden çıkıyor. söyleyenler ise bir yerden sonra söylemekten vazzgeçiyorlar. türkçemizin yozlaş(tırıl)masından bahsediyorum arkadaşlar. peki kim bir şeyler yapacak ?... ben mi?, oktay sinanoğlu mu?, sadi seferoğlu mu?......., kim? şunu iyi anlayalım artık; türkçemizi bir iki kişinin çabasıyla kurtaramayız. peki ne yapmalıyız? bence... nasıl laiklik için meydanlara iniyorsak, o sıcaklarda caddeleri dolduruyorsak ,türkçe içinde en az laiklik kadar önemli olan türkçe için de artık bir şeyler yapmalıyız ama milletçe. yozlaşma hakkında bir iki şey daha yazmak istiyorum: bu konuda söylenecek çok şey var ama ben kimseyi sıkmamak için sadece beni en çok rahatsız eden tarafını anlatmak istiyorum. türkçe kelimeleri ingilizce seslerle yazmak. evet yozlaşma konusunda o kadar ileri gittik ki artık bunu da yapıyoruz. bunu da sırf daha seçkin ve daha farklı olmak için yapıyoruz. bir çok dükkan artık bu şekilde isim...